Bitik A dam kitabini 16 Haziran 2026 da bitirdim .Kitap bir hikaye uzerinden insanin etrafındaki bir dahiden nasil olumsuz sekilde etkilenebileceğiniz çok güzel bir kurguyla anlatıyor. İnsanın mükemmellik pesinde koşarken neleri kaybedebileceğini çok güzel anlatıyor.
Bitik Adam kısaca şunu anlatır:
Mozarteum’da piyano eğitimi alan üç genç müzisyen vardır:
Glenn Gould, Wertheimer ve adsız anlatıcı.
Bir gün Gould’un olağanüstü yeteneğini duyunca diğer ikisi onun seviyesine asla
ulaşamayacaklarını fark eder. Bu durum özellikle Wertheimer’ı psikolojik olarak yıkar.
Müziği bırakır, hayatı giderek çöker. Anlatıcı ise geri çekilip yalnız bir gözlemciye
dönüşür.
Roman aslında:
* deha karşısında ezilmeyi,
* kendini başkalarıyla kıyaslamayı,
* başarısızlık korkusunu
anlatan karanlık bir iç monologdur.
Thomas Bernhard, romanda gerçek kişilerle hayali karakterleri bilinçli şekilde
karıştırıyor:
* Glenn Gould → gerçek
* Vladimir Horowitz → gerçek
* Mozarteum University Salzburg → gerçek
* Wertheimer → hayali
Ama Wertheimer o kadar gerçekçi yazılmıştır ki birçok okuyucu onun gerçekten yaşamış
biri olabileceğini düşünür. Bernhard bunu özellikle ister. Çünkü romanın etkisi, “gerçek
ile kurmaca arasındaki sınırın bulanıklaşmasından” gelir.
Wertheimer aslında bir tür sembol gibidir:
* üstün yetenekle karşılaşınca çöken insanı,
* kendini sürekli başkalarıyla kıyaslayan zihni,
* sanatın insanı yüceltebildiği kadar yok da edebileceğini
temsil eder.
Romandaki “Bitik Adam” lakabı da zaten ona yöneliktir. Glenn Gould’un olağanüstü
yeteneğini gördükten sonra kendi müzisyen kimliğinin çöktüğüne inanır. Bernhard
burada sadece müziği değil, şu düşünceyi anlatıyor:
Bazı insanlar için “çok iyi olmak” yetmez; en iyi olmadıklarında hayat anlamsızlaşır.
Bu yüzden roman birçok kişiye sadece müzik romanı gibi değil, varoluşsal bir psikolojik
roman gibi gelir.
Bernhard üç karakterle üç farklı tepki gösteriyor:
Glenn Gould
Saf deha gibi sunulur.Jun 16, 2026 at 11:35 AM
Gerçekten de onun kendi mutsuzlugu içinde mutsuz oldugunu söyleyebilirim,
ama mutsuzlugunu
ansizin kaybedecek ya da bir anda elinden alinacak olsaydi, daha da mutsuz olurdu, bu
da öte yandan onun aslinda mutsuz olmadginin, mutsuzlugu nedeniyle ve mutsuzlugu
ile de olsa mutlu oldugunun kaniti olurdu, diye düsündüm. Birçok kisi, mutsuzlugun
derinliklerine battigi için aslinda mutludur, diye düsündüm ve kendi kendime
Wertheimer'in herhalde ashnda mutlu oldugunu, çünkü mutsuzlugunun hep bilincinde
oldugunu, mutsuzlugundan sevinç duyabildigini söyledim.
Bu düsünce bana birden hiç de saçma görünmedi, yani mutsuzlugunu benim bilmedigim
herhangi bir nedenden ötürü kaybedebilecegi korkusu yüzünden Chur ve Zizers'e
gitmis ve orada kendini öldürmüstü. Büyük olasihkla biz aslinda mutsuz insan diye bir
sey olmadigindan yola çıkmalıyız,diye düşündüm çünkü çoğu kişiyi biz mutsuzluklarını
elinden alarak mutsuz kılarız.
Kitap hakkında benim verdigim puan 7,5 /10

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder